Hocam Merhaba,

Hürmetim ve muhabbetim sizinledir. Umarım iyisinizdir. Beni sual ederseniz durumumda hatırı sayılır bir değişme yok. Geçen ay size aynen anlattığım gibidir. Ben galiba babam gibi delireceğim. Dün gece rahmetlinin sakalını gördüm rüyamda. Beyaz bir kütleyi andırıyor ve uzay zamanı yutup yamultan beyaz bir ışık yayıyordu çevresine. İki minnacık gözü vardı sakalın; kendi içinde devinen ve kendisini durmaksızın iğfal eden uzay zamanın sabit noktalarına bakıyordu. "Işık hızı başta olmak üzere, hiçbir şey sabit değil," diye mırıldanıyordu sakal. Bana çevirdi bakışlarını. Fısıldarcasına, "Mencük Çölü'ne bak oğlum, sinkaflamışım alayını," dedi. (Özür dilerim Hocam.) Çöle baktım, çömelen milyonlarca urbalı ehramlı insan, samimi sabit noktalar gibi görünüyorlardı.Babamın fısıltısındaki ışık, çalpara noktacıklar halinde benliğime yayılırken uyandım. Kara çumgquk kuşunun acılı ötüşü geliyordu dağın zirvesinden. Terlemiştim. Sırtımdaki kırk yıllık dul donunu çıkardım. Aklımın mahiyetini mahiyetin aklına yerleştirip dışarı çıktım. Fabrika bacalarının püskürttüğü duman boğumlarını ve göğü seyrettim. Ülker yıldızı kaymış, karanlık seyrelmişti. Yönümü dağın zirvesine, gönül kulağımı da kuşun ötüşüne doğru çevirdim. Himmet mürüvvet sahibisin, fazlın ile affet bizi ya kuş dedim.Her neyse Hocam uzatmayayım. Hayat bizi mahvetti, bizi bize bırakmadı ki kemal-i afiyetle yaşayalım. Eskiden halkı kazanma üzerine kuruyordum görüşlerimi; şimdi halkı kaybetme üzerine kuruyorum. Halkı ne kadar derinlemesine kaybedersem, özüme özgürlüğüme o kadar yaklaşmış olacağım. Baki selamlarım ve hürmetlerimle Hocam.