Merhaba Gül,

Heraklitos'un diyalektik ve trajik aklının kölelik kurumunu niçin onayladığına dair sorduğun soruyu şimdilik bir kenara koyalım. Yazında dolap beygiri gibi mutlak aklın ve varlığın çevresinde dönüp duruyorsun. Bakışları derin ve güzel olan bir kadına bu yakışı mı bilemiyorum. Mutlak varlık diye birşey var mı? Mutlaklık ve görelilik insanın dış geçekliği kavramada kullandığı iki kavramdır. Husserl'i yavaş yavaş, sezdirmeden kendine dayanak yapıyorsun galiba. Hakikati olgudan koparmaman, değişimin dışına sürüp, töz haline getirmemen şartıyla, Husserl gibi bir filozofun derinliğine girme çabana bir şey diyemem. Olgusal olanla değil, ideal ve saf olanla, saf mantıkla, mutlak bilgi ve saf yasalarla metafiziğin boşluğunda evrensel, mutlak bir bilim kurma hayaline kapılmazsın umarım. Dik, açık ve kesin ve de oldukça seçici yaşayan, bir kadınsın. Bana, yalnızlığın bu altın duruşunu taktir etmekten başka bir şey kalmıyor. Varlık aleminde, bildiğim kadarıyla, sen hariç, kendi kendine olan, "kendisinden başka bir dayanağı olmayan," varlığı için başka bir varlığı gerektirmeyen mutlak bir varlık yoktur. Mutlak bilinçten söz ediyorsun. Mutlak bilinç diye bir şey var mı? Evren olmadan var olan, nesnelerden önce var olan mutlak bir varlık var mı? Gerçek bir varlığın var olmasını, "ondan önce ve ona anlam verecek bir varlığın bulunmasına," yani bir mutlak bilince bağlamak yeni bir görüş değildir. Husserl de bir zamanlar, mutlak bilinci ve mutlak varlığı, "bütün varlık türlerinin temeli" olarak gördü. Husserl'de güzel ve haylice derin görüşler var. Gerçek varlığı, göreli bir varlık, "anlam veren bir varlığı gerektiren, kendi kendisiyle var olamayan bir varlık" olarak görüyor. Bu iyi bir tanımdır. Bağıntılılığın ve nedenselliğin gücünü çağrıştırıyor bana.Husserl ve Heideger gibi büyük batılı filozoflar, Platon'un metafiziğinden, varlığa ve hakikate dair gizemli düşüncelerinden kopamadılar. Deney ve matematiğe dayanmayan bütün kitapların ateşe atılmasını söyleyen, Hume gibi filozoflar da çıktı tabi. Ne olursa olsun ben, maddenin iç kıyametiyle; atomaltı yapıların ilişkileri, maceraları ve cinnetiyle; boşluğun gizemi, gücü ve alametleriyle haşır neşir olan, yani mikro kozmosla kafayı oynatan dengesiz, serkeş felsefecilere, bilim adamlarına ilgi duyuyorum. Dünyanın bunlara ihtiyacı var. Senin de... Gözlerinden öperim.