Merhaba Gül,

Yanılıyorsun. Nietzsche, insandan umudunu kesmiş değildir. O sadece, mevcut insana güvenmez. Mevcut insan, uçurumun bir kenarında duran hayvanla, diğer kenarında duran üst insan arasında gerilmiş bir ipin üzerinde, tehlikeli bir geçiş, ürpeti ve duraksayış ruhuyla yürüyen insandır. Mevcut insanlık ise, Nietzsche'nin gözünde, kaba bir benzetme yaparsam, panayırda meleyen ve birbirlerine fena halde benzeyen koyun sürüsü gibidir. Nietzsche'nin bu sürüden umudunu kestiğini söyleyemeyiz. Bu sürü, geleceğin doğum sancısı içindedir ve üst insanlardan oluşan bir olguya gebedir. Ama o, bu olgunun asıl devindirici gizil gücünün, yani hayatı bir örümceğin ağını örmesi gibi incelikle ören, inşa eden, sıradan emeğin gücünü, tarihi yapan bir güç olarak öne çıkarmaz. Platon gibi seçkincidir. O, bu devindirici güçten ziyade, kendisi gibi Olimpik insanları, üstinsanları, filozofları esas alır. O kendini zaten zamanında anlaşılması mümkün olmayan bir üst insan olarak görür.Nietzsche'nin güç istenci, tinsel derinliğe sahip olan üst insanı nasıl bir şeydir, bilmiyorum. Bu soruyu başkaları da sordu bana. Kesin bir şey söyleyemiyorum. Bana öyle geliyor ki bu, maddi ve manevi dünyanın içine daha bir derinlemesine girme arzusudur. Hakikatin, dilin ve tarihin, mevcut yamuk, sadist, andaval, ahlakçı insandan, sürü insanının tasallutundan kurtarılması arzusudur. Değişimin ve gelişimin dili bize, İnsanın bu ateşli arzusunun hiçbir zaman bitmeyeceğini söylüyor Nietzsche'de, İnsanlığın gelişimini üst insanda dondurma eğilimi var. Onun, kavram olarak Heinrich Müller'den aldığı 'üstinsan'ı, ölen Tanrının yerini alan insandır. İnsanın tanrılaşması durumudur bir anlamda bu.Gelelim diğer soruna, yani sanatın Nietzsche'ye yönelmesinin nedenine. İnsanlık, İki büyük dünya savaşı geçirdi. Yığınlar halinde kırıldı ve yıkıntılar arasında kaldı. Bu durum, insanın insana olan güvenini sarstı. Bu sarsıntı, sanatı Nietzsche'ye yaklaştırdı. Kültürü, rastlantısal vahşetin, bendeliğin ve bedelin, acının ve dehşetin bir meyvesi olarak gören Nietzsche, sanatçıların gözünde büyüdü. Üstelik, sanatçıların derin bulduğu Dostoyevski'yi Nietzsche de beğeniyordu. Her ikisini birleştiren en belirgin nokta, güzele has incelikli, hesapsız, cömert gücün, önyargısız yargılayıcı gücün, zahmet ile acının gücünden doğmuş olması noktasıydı. Tabi tüm bunların ötesinde Nietzsche'nin, var oluş sorununa yeni bir boyut getirmesinin ve gerçeğe olan sadakatini yitirmemekle birlikte, sanat ve gerçeğin insan tarafından kurgulanmış bütünlüğünü yıkmış olmasının da önemli bir payı vardır. Keyfine bak. Sevgiler.