İyi günler Veyis Bey,

Gerilladan neden bu kadar korkuyorsun anlayamıyorum. Tek başına tüm dünyaya, dünyanın illetine ve de zilletine meydan okuyorsa bir gerilla, bil ki dünyanın en özgür insanıdır o. Üstelik sen bir edebiyatçısın. Edebiyat, yaşadığı çağa sığamamış olmanın krizini yaşıyorsa, belasını arıyorsa, yani gerçekten edebiyatsa, gerilladan korkmaz. Onu siyasal alanda bir bela, bir yıkıcı olarak görür; merak eder, ruhuna, iç zenginliğine doğru yolculuğa çıkar onun. Yıkıcının yıkıcıyı merak etmesinden daha normal ne olabilir ki. Her ikisi de modern köleci köhne dünyanın böğrüne ateşi dayayan birer demircidir sonuçta. Geçen yüzyılın en büyük düşünür ve edebiyatçılarından Jean- Paul Sartre'yi ve Simone de Beauvoir'yi, Che Guevera'ya; Marquez'i, Subcommander Markos'a götüren saiki izah edemeyiz aksi taktirde.Gerilla gerçekten sizin dediğiniz gibi barışın düşmanı mı? Gerilla, ayaklarını sınıf gerçeğine dayamışsa, gücünü çalışan insanlığın acısından ve ruh inceliğinden alıyorsa, devlete, ahlaka ve halka meydan okuyorsa, sanat ve edebiyat içinde hareket ediyor demektir. Gerillasını çoğaltan bir dünya, dünya savaşına sahne olmaz. Böylesi bir dünyadan kitap ve ekmek aydınlığı doğar, barış doğar. Senin edebiyatın nereye doğru yürüyor bilemiyorum. Edebiyat, ister savaşı, ister aşkısterse beli kırılan bir karıncanın acısını anlatsın, eğer iyi edebiyatsa, göremediğimiz, hatta hissedemediğimiz büyük yıkıcının, meçhul hayatın, gizemli uğultusuna, sirenlerine doğru yürür.Türk edebiyatçılarının ezici çoğunluğu sizin gibi korkuyor gerilladan. Sadece gerilladan değil, toplumla çatışmaktan da korkuyor. Sanatçıyı zenaaaaaatçıdan ayıran en temel kriter de toplumla çatışmadır.Özgürlükten, barıştan ve özellikle de ahlaktan çok söz ediyorsunuz ama özgürlüğün ahlakı yok. Ahlakı yaratan biziz, hayatın da ahlakı yok. Hoşça kal.