AYDINLARIMIZ

Osmanlı aydını devlet memuruydu. Devlet kuruluşlarının dışında, çalışabileceği ciddi sanayi ve hizmet kuruluşları da yoktu zaten. Bu durum, Cumhuriyet döneminde de böyleydi. Aydın, devlet memuruydu. Devletle hükümetin aynı şey olmadığını da biliyordu. Hükümeti eleştiriyor ama devlete dokunmuyordu. Polisi, hükümetin basit bir aleti gibi görüyor ama orduya dokunmuyordu. Türk aydını için ordu aydınlanmanın ocağıydı. 1908 devrimi ile Kurtuluş Savaşı ordunun eseriydi. Getirdiği kısmi reformlarla demokratik hareketlerin önünü açan 27 Mayıs, ordunun eseriydi. Ordu, reformcu ve ilericiydi. Bu teoriyi Türk aydınları savunmuyordu sadece, Türkiye 'komünist'leri de savunuyordu. 1925'de Kürt isyanına karşı ordu genel saldırıya geçtiğinde, Türkiye komünistlerinin yayın organı Orak Çekiç dergisi, orduyu desteklemişti. 1970'in 15-16 haziranında ordu, büyük işçi ayaklanmasını bastırmaya geldiğinde Dev-Genç, işçi ordu el ele sloganını atmıştı.Bugün ordu, Saray'ın emriyle, Kürt direniş güçlerine ve Kürt Halkına karşı bir saldırı kampanyası yürütüyor. Kasabaları, köyleri bombalıyor, ormanları yakıyor. Aydınlarımız yine günün şartlarına uygun bir söylemle kendi tarihlerini terennüm ediyorlar:
"Aman karşı koymayın, kaçın, gizlenin, bulunduğunuz yerleri terkedin, silahlarınızı alıp sınırın ötesine gidin!Bu bir taktiktir tabi. Saray'ı Saray'ın önünden kaçarak yenme taktiği. Ama Kürt halkının zinde güçleri bu taktiğe pek itibar etmiyor, direniyor. Haklarını almanın ve Saray'ı zayıflatmanın en temel aracı olarak görüyor direnmeyi. Mevcut savaş ve özellikle de kasabalardaki yıkıntılar ise, Türk Ordusunun işgalci konumunu, Kürt halkının nezdinde çok daha somut bir hale getiriyor.