MANDA REHAVETİ

“Yarattığın hayal mahsulü boşlukların rahminde yaşadığın için içinde bulunduğun gerçek hayatın acısını duyumsamıyorsun.
“Okuyup yazdıkça mekanı tamamen siliyorsun. Metnin döşeme, serim, düğüm, çözüm, dilek dizgesini dumura uğratıyorsun. Ben seni artık okumuyorum. Yazdığın metnin içine girince, boşlukla karşılaşıyorum. Yönüm siliniyor. Birbirlerini düdüklemeye çalışan zaman parçalarına sormak zorunda kalıyorum yönümü. Cüceleşmiş, aşağılanmış gibi oluyorum. Sen eskiden böyle değildin, neden böyle oldun bilemiyorum. Zübbeleri, keder ve kader kurbanlarını, madrabazları, fahişeleri, köleleşmiş fukara köpekleri, sokak kedilerini çok güzel anlatıyordun.
“Zevkle okuyordum. Beni kuşatan gerçek, cömertçe gülümsüyor, düşünüyor, içime ayna tutuyordu. Sende şimdi hiçbir şey belli değil. Varlık belli değil. Gülümseyiş belli değil, belli olanların da doğası ve karekteri belli değil. Eskiden senin yarattığın gülümseyişlerde kalabalıklar vardı, şimdi o da yok. Doğru değil mi bunlar, değilse neden doğru olmadığını söyle.”
Yazardan tıs çıkmayınca adam kalktı, hafif bir dönüşle karşısına geçti. Gözkapakları inmiş, derin bir uykuya dalmıştı Yazar.
‘Soysuz herifler,’ diye iç geçirdi. ‘En ciddi edebiyat eleştirilerini bile manda rehavetine çeviriyorlar.’