FİDEL

Biz 1969'dan itibaren Küba Devrimi'ni, anti- faşist, anti- emperyalist bir devrim olarak değerlendirdik. Devrim, iktidarı ele geçirdikten sonra ağır Amerika tehditinin de etkisiyle yönünü, Sovyetlerin başını çektiği sosyalist bloka çevirmiş ve giderek bu blokla bütünleşmişti. Fidel, barış içinde bir arada yaşama, barış içinde geçiş gibi tezleri savunan Sovyetler ile bu tezlere karşı çıkan ve emperyalizme karşı dünya halklarının silahlı mücadelesini savunan Çin arasındaki mücadelede tavrını Sovyetlerden yana korken, Che Guevara, Kruşçev-Brejnev çizgisine mesafeli davranmış ve silahlı mücadeleyi başlatmak için Latin Amerika'ya gitmiştir.

Sovyetler, daha sonra barış içinde geçiş tezini askıya aldı. Düzenlediği askeri darbe ve işgallerle yayılmacı bir siyaset izledi. Fidel, Sovyetlerin özellikle Afrika ve Latin Amerikada yayılma siyasetinin hararetli bir savunucusu ve icracısı oldu. Bu bir devrim ihracı gibi görünüyordu ama, sermaye ihracı, askeri darbe ve işgal hareketleri durumun öyle olmadığını gösteriyordu.
Kruşçev- Brejnev hattının gedikli bir savunucusu olmasına rağmen, Fidel'in ömrü, Amerikan emperyalizmine karşı mücadele olarak ortaya çıkıyor. Onun, Che çizgisinde kalmasını tercih ederdim. Fidel'in, Kruşçev-Brejnev çizgisine yönelttiği tek bir eleştirisi var mıdır bilmiyorum. Olsa şaşırırdım. Çünkü nihayetinde o da devleti ve devlet mülkiyetini elinde tutan bürokrat burjuvaziye dayanıyordu. Sadece o mu? Mao bile sürekli cebelleştiği, alt edemediği, alt ettiğini sandığı bürokrat burjuvaziye dayanıyordu. Aralarındaki fark, birinin mücadele etmesi, diğerinin ise onu temsil etmesidir. Sonuç olarak Fidel'i tüm vahim hatalarıyla birlikte ele alıp eleştirmek, onu Simon Bolivar, jose Marti silsilesinde görmek ve faziletlerini de sahiplenmek gerekiyor.