Gerçeği Çok Yukarılarda Parçalayıp Yeniden Yaratıyor.Erdinç Güleryüz İstanbul Sanat Haber

Gerçeğin çok yukarılarda parçalanarak yeniden yaratıldığı kocaman bir sanat eseriyle karşı karşıyayız.
Delft’in ünlü ressamı Johannes Vermeer yaşamından ancak 200 yıl sonra tanına bildi.Hayli birikmiş borçlarını öldükten sonra sildiler.

İnci Küpeli kız resmi Marcel  Proust’un roman konusu oldu.
Daha sonra filmlere çekildi.
Dahi,Deli,Dali ona olan hayranlığını gizlemeyip 'Vermeer hayaleti' diye bir resim yaptı..
Kanımca resim böyle birşey....
Bir yerlerde durur,bekleme odalarında kalır...Belki tozlu mahzenlerde şıraya yatırılmış gibi bekler..Oralarda durduramazssınız....Kendi kendine dikelip gün yüzüne çıkar.
Yıllar sonra toplumları bir deprem gibi sarsar....
Çok klasik olacak ama olsun.....
Guernica bütün yıkımların altından silkinerek,kalkıp insanları hala sarsmaya devam ediyor.
Oruçoğlu'nun ''Kırım sonrası,Dersim'den Türkiye'ye sürgün,Vartinik ve Dağ Mahallesi'' tabloları ileriki zamanda kendilerinden çokça söz ettirecektir.Oruçoğlu’nu biraz didikleyip araştırınca Rize öğretmen okulundan birincilikle Çapa’ya geliyor.Astronomi okuyor.Değirmen köydeki toprak işgaline katılıyor. Oradan zindana,zindan sonrası Filistin’e ve yönünü Kürdistan'nın parçalı,yaralı yerlerine Siverek,Kürecik,Diyarbakır ve Dersim’in dağlarına dönüyor.Yine zindan ve dile kolay tam 13 yıl dört ay hapis yatıyor...Kendi değimiyle ''yüzlerce insan sillüetiyle'' karşılaşıyor.Ardından büyük bir sürgün 30 yıldır doğduğu yerleri görememek.Oruçoğlu’nu okudukça deriniğini anlıyorsunuz.O durmuyor.Romanlar yazıyor....Resim akademilerine gidiyor.70'e yakın sergisi yurtiçi ve yurtdışında çeşitli galeriler de açılmış..Sayısı bini aşan resim ve heykelller üretmiş.Kendi şahsi internet sitelerine bakıyorum....www.muzafferorucoglu.org www.muzafferorucoglu.net Bazı resimlerine defalarca baktığım,saatlerce üzerine düşündüğüm oluyor.Bence ressam özellikle iki resmini sattırmamalıdır.Vartink ve Dağ Mahallesi.İleri de bir Muzaffer Oruçoğlu müzesi kurulursa ki kurulması da elzemdir.Bu iki tablo yıllar boyu izleyicilere gülümseyrek geçmişten geleceğe bakmalıdır.
Denemelerinde,romanlarında,resimlerinde kendine has bir dil bir tarz geliştirdiğini anlatmak bile gereksizdir.Vartinik ve Dağ Mahallesi tabloları dediğim gibi çok derinlerden sarsıyor.Sanki bir tuval değil bir cam üzerine işlenmiş....Taş duvarların, taşlarının arasına yerleşmiş pardon yerleştirilmiş insan sillüetleri gözüküyor.Bir başka evet kesinlikle tarih öncesinden gelen bir yürüyüş.. Kenarda bir pencere ve pencereye kondurulmuş gagası kırmızı beyaz bir kuş...Sırtı odun yüklü bir çocuk....Çok yüzlü hertarafından bir figürün parçalanarak yaratıldığı bir kadın...Bir hayvan köpek olacak Muzo hep yapar tabloların bir köşelerinden hayvan gülümsemelerini eksik etmez.
Esasa gelelim..Yandaki duvara asılıymış gibi duran  bir tablomu? Yok hayır değil ay ışığında evi gözetleyen İbo..Gökyüzünün lacivertimsi maviliğini arkasına almış bir İbo.Bütün tabloya yansıyan ışık İbo...Tarihe dönüp Neandaterler’e birşeyler mi anlatıyor.. Yok yoksa oralardan mı yürüyerek ay ışığına varmış..Ne dersek diyelim....Muzo sarsarak yürüyor...Derinlerden,yeraltlarından fırçasını kalemini en karanlık yerlerin dehlizlerine çarpa çarpa yoluna devam ediyor..
Sonuç olarak bu iki tablo özel olarak bence satılmamalı...Bir koleksiyoncunun eline düşmemelidir.Bundan sonra durup bekleyelim..Art arda daha neler gelecek daha ne kadar afallayıp sarsılacağız onu da tabiki bilmiyorum...