"BİZ GÜNAHSIZ KERBELA EVLATLARIYIZ" Mehmet Akkaya

Osmanlı-Türk egemen sınıflarının kapsamlı, acımasız katliamlarından birisi de 1937-38 yıllarında Dersim’de gerçekleşti. Katliam süresince baştan sona pek çok destansı direnişler yaratılmış olmakla birlikte dram yüklü, hüzün dolu, kıyımların yaşandığı anlar da olmuştur. 15 Kasım 1937’de Seyit Rıza ve çocuklarının idam edilmeleri de bu kıyım ve katliamların yaşandığı anlardan sadece birisidir. İdam sırasında Seyit Rıza’nın “Biz Günahsız Kerbela Evlatlarıyız” dediği ileri sürülür. Kaynaklar, Seyit Rıza’nın başka sözler de söylediğini yazıyor.

Ormanlı-Türk tarihinde olduğu gibi dünya tarihinde de sömürücü sınıflar, idamları, kıyım ve katliamları yalnızca düşman gördükleri bir kişiye, gruba ve topluma yapmakla sınırlı kalmazlar. Amaç, daha geniş ve sistematiktir. Kıyım ve katliamlar, geride kalan kesimlere, çevrelere, ülke ve dünya halklarına da gözdağı vermek için yapılır. Osmanlı-Türk tarihinde de bunun nice örnekleri vardır. Dolayısıyla Seyit Rıza idam edilen ilk kişi olmadığı gibi son kişi de olmamıştır. Dersim katliamı da ne ilktir ne de son olmuştur.

Yaşamda kalmak; insanın emeğini, onurunu, kimliğini ve geleceğini sahiplenmenin belli bir bedeli olduğu, insanlık tarihinde defalarca gösterilmiştir. İnsani değerleri savunmanın bir bedelinin olduğunu gösteren yeterli örnek de bulunmaktadır. Bedel ödeyen çevreler içinde emekçiler, yoksul köylüler başta olmakla birlikte kadınlar, gençler aydınlar, bilim ve düşün insanları, hatta filozoflar da az değildir. Uzak dünya tarihi şimdilik bir yana, yakın tarihimizde bu bedeli 1921’de Mustafa Suphi ve arkadaşları, 1970’de devrimci/sosyalist yapılar, kırk yıldır da Kürdistan halkları ödediği gibi 1937’de de Dersim’in mazlum emekçi, Kürt-Kızılbaş halkları ödemiştir.

Her ortaya konan direniş ve destanların halkların felsefi, kültürel ve estetik hafızasına kazındığına da tanık olunuyor. Dersim direnişi ve sonunda yaşanan katliam da böylesi bir miras bırakmıştır. Bu mirasın dönüştüğü estetik eserlerden birisi de Muzaffer Oruçoğlu’nun kalme aldığı Dersim adlı romanıdır. Eser, Dersim direnişini destansı bir uslupla katliamlar eşliğinde konu edinmektedir. (Belge Yay. 2016) Romandan, Seyit Rıza’nın idam anını betimleyen pasajı aktarmakla yetiniyorum:

“Yürüdü, sandalyenin yanında durdu, başını kaldırdı, hiçliğin öncesiz ve sonrasız uçurumunda sallanan yağlı urgana baktı. ‘Boz dünyanın çarkı’ diye mırıldanarak sandalyeye çıktı. Yüzünü seher semasının görünmeyen kutsal çırasına doğru çevirdi. Asker, subay ve sivil memurlardan oluşan kalabalığa baktı. Meydanın halksız, bomboş olmasına üzüldü. Nefes alışverişi hızlandı, meydandaki tüm bakışlar, darağacının karşısında yerleşen askeri aracın far ışığında ölümle alay eden yetmiş beşlik ihtiyarın üzerinde yoğunlaştı. Fötrünü çıkardı, paltosunun cebine soktu, ilmiği boynuna geçirdi. Zamanını şaşırmış aç bir bebek gibi yanda sallanan oğluna, Usene Sey’e ve sonra da Savcı Vekiline baktı.” (s. 247).

Romanın bir yerinde Seyit Rıza’nın Osmanlı-Türk egemen sınıflarına karşı şunları söylediği de ileri sürülüyor: “Ben sizin yalanlarınızla baş edemedim, bu baba dert oldu; ben de şimdi sizin önünüzde eğilmeyeceğim, bu da size dert olsun.”