Bilinenden,Görünenden Kaçıyorum


1-    Roman yazımından gerçeği yazmaktan öte gerçeği yaratmanın önemini vurguluyorsunuz newroz romanında bu gerçekliği nasıl kurguladınız anlatır mısınız?

    Newroz, gibi belgesel bir romanda gerçeği anlatma ile gerçeği yaratma içiçedir. Ben bu romanda, gerçeği yaratma zevkinin tadına, gerillanın, Kürt halkının ve Türk Ordusunun ruhunda gezinirken vardım. Çocukluğum ve mücadele yıllarım,Terekemelerin, Kürtlerin içinde geçtiği için, Kürt coğrafyasının önemli bir bölümünü gezerek tanıdığım için, kendim de gerilla deneyimine sahip olduğum ve de cezaevlerinde Kürt gerillalarıyla içli dışlı yaşadığım için romanı kurgulamak zor olmadı. Can alıcı çatışmaları, gerilla kollarını ve dağdaki oğlunu aramaya çıkan Kürt kadınını kurgunun ana ekseni haline getirdim.  Bu ekseni, halkın ve gerillanın, cinsellik dahil, çok yönlü yaşamıyla, savaş, teori ve doğa tasvirleriyle ete kemiğe büründürmeye çalıştım. Baş kaldıran, köklerine ve kendi özüne dönmek isteyen insanın ve doğanın bu macerasını devlet yasakladı; Kürtlerin, hayata tek boyutlu, ahlaksal bir var olma anının uhrevi çatlağından bakan, aşırı muhafazakâr kesimleri ise hoş karşılamadı. Benim roman anlayışımda girilmedik gizli dünya yok, tabu yok. İnsanların duyumsayıp, düşünüp ama söylemeye cesaret edemedikleri ya da düşünemedikleri alanlarda gezinmeyi, romanın ateşini oralardan devşirmeyi seviyorum.

2-     Newroz romanının elden geçirilmiş üçüncü baskısında ne gibi değişiklikler oldu? bununla birlikte roman ile ilgili değinmek istediğiniz başka noktalar var mı ?

    Üçüncü baskıda, çok büyük değişiklikler yapmadığımı söylemeliyim. Yazım hatalarını ve bazı “suç unsuru” malum sözcükleri kaldırdım. Estetiğini ve sahicilik damarını da kısmen güçlendirmeye çalıştım. Doganin devinen, degisen dilini guclendirmeyi dusundum, ama cesaret edemedim buna. Roman, okuyucuda uyuyan evrensel ateşi ne ölçüde harlandırır bilemiyorum. Okuyucunun eleştiri ve önerileri benim biçimlenmemde önemli bir rol oynuyor. Bundan dolayı şöyle bir yöntem izliyorum. Romanı veya şiiri okuyucuya sunuyorum. Beş on yıl sonra, gelen eleştiri ve önerileri değerlendiriyor ve eseri gözden geçirerek yeniden yayına veriyorum. Şimdiye kadar, şiir kitaplarımla, Mengene, Newroz ve Grizu’nun birinci cilti gibi romanlarımda bunu uyguladım.

3- Ropörtajda İç özgürlüğümü sınırladığım anda yaşayamıyorum diyorsunuz. İç özgürlüğünüzü hangi sanatsal alanlarda dışa vuruyorsunuz? Bunu kısaca açabilir misiniz?

 İç özgürlüğümü romanda ve denemelerde daha çok açığa vuruyorum. Asi, şeytani eğilimlerim, beni sadece devletle değil, halkla, devrimcilerle de çatıştırıyor. Yerlesik degerlerle catisma ve yasak alanlara girme egiliminden kaynaklaniyor bu. Bu ozelligi nerden aldim bilemiyorum. Gorunenden, bilinenden, akla ve mantiga uygun olandan kacma halidir bu. Halka ve kendisine saldırmayan bir insanın, kurulu sisteme ve devlete adamakıllı saldıracağına, kendi iç özgürlüğünü ve yaratıcılığını esaslı bir şekilde gerçekleştireceğine, onu doya doya yaşayacağına inanmıyorum. Bunun, halklar için de geçerli oldugu kanisindayim. Bana oyle geliyor ki, bir halk ayaklanmasındaki özgürlüğün çapı, sadece devlete karşı ayaklanmanın çapına değil, bundan daha önemlisi, sisteme ve kendine karşı ayaklanmanın çapına bağlıdır.