RESMİN VE RESSAMIN SİYASETLE DANSI Mehmet Akkaya



“Yüz Yıllık Bahar” adıyla yeni bir resim sergisi açılıyor. Tablolar çoğunlukla Ekim Devrimi’ni konu ediyor diyebiliriz. Bu yüzden tablolar tanıdık. Tablolar kadar ressamın da tanıdık olduğunu hatırlatalım: Muzaffer Oruçoğlu. Serginin adı da Ekim Devrimi’nin yüzüncü yılına gönderme yapılarak konulmuş, dolayısıyla sergi adı da “bizden” diyebiliriz.

Sanat ve düşün ürünleri anıldığında üç dünyanın varlığından söz etmek, olgu durumlarının mantığına ters düşmese gerek. Fiziksel dünyadan, sosyal dünyadan ve düşünce dünyasından söz ediyoruz. Bu gerçekliklere filozofça bakanlar, düşüncenin karşısına nesneyi koyarak düalist bir anlayışa işaret ederler. Sanat eserleri başta olmak üzere politik eserler için de “düşüncenin form kazanması” ifadesini kullanabiliriz. Resim sanatı da bu anlamadan ziyadesiyle payını almaktadır.

Yüzüncü yıl dolayısıyla yapılan pek çok kültürel ürünün politikleşmiş düşünce ürünü olduğu ileri sürülebilir. Bekraundunda politika olan Muzaffer Oruçoğlu türünden sanat ve düşün adamları ise politikanın estetik planda yürütülmesi mevzubahis olduğunda, daha özgün isimler arasında yer almaktadır. Bu özgünlüğü, sanatçının yeni sergisinde de izlemek zor değildir. “Yüz Yıllık Bahar” adlı yeni sergideki tablolar biçim ve içerik açısından anı tazelemek, bellekleri kışkırtmak kadar gelecekten de izler taşımaktadır.

Dans metaforu, karşılıklılığa ve düalizme işaret eder. Marksçı literatürde bunun adına diyalektik deniyor. Dolayısıyla resmin ve ressamın bir ayağı toprağa basarken diğer ayağı kavramsala temas etmek durumundadır. Kavramsal olan bu örnekte devrim düşüncesinden farklı bir anlama gelmez. Her sanat eseri gibi resim tablolarının da bir fikri yansıttığı dikkate alınacak olursa, Oruçoğlu’nun eserlerinde bu fikirlerin siyasal bir form kazandığı ileri sürülebilir. Nihayetinde devrim, politikanın en yoğunlaşmış ve nitel sıçramaya dönüşmüş bir biçimidir diyebiliriz.

Bilim ve felsefedeki fikirler gibi sanattaki fikirler de asıl olarak varlığın derinlerinde yer almaktadır. Sığ sanatçı, müzisyen, romancı veya ressam olsun, çoğu zaman varlığın yüzeylerinde gezinir. Riskleri göze almaz. Bilinmezin derinlerine de dalmaya cüret etmekten çekinir. Ekim Devrimi konulu sergideki eserlerin bu açıdan tartışmalar yaratması ilginç olabilir.

Resim ve ressamın en yakın dostları arasında boya ve renk de bulunuyor. Kuşkusuz her renk aynı duygu ve düşüncelerle ilgili değildir. Örneğin Aşkın, çalışma yaşamının renkleri ile seyahatin, ailenin, düğün alayının renkleri birbiriyle örtüşmez. Doğaldır ki devrimin de kendine özgü rengi ve renkleri vardır. Renk olgusu, pek çok ressam gibi Oruçoğlu için de merkezi bir mesele olarak görülmektedir.

Muzaffer Oruçoğlu’nun resimlerinin “genel tarihi”ni bilenler, resmin giderek renklendiğini fark etmişlerdir. “Yüz Yıllık Bahar” adlı serginin tablolarına da renklilik büyük bir güçle ruhunu vermektedir. Aleksandra Kollontay tablosunda çok belirgin olarak görülen kırmızının egemen renk ve onun çeşitli tonlarının ise tabloların geneline sirayet etmiş olması ilk elden hatırlatılması gerekir.
Serginin afişini birkaç görselle birlikte ilişiğe ekliyorum.