Renklerin Işıkla Buluşması

Renklerin Işıkla Buluşması
Sanat ve Hayat
03/02/2015

Mehmet amca, köydeki ihtiyaçlarını karşılamak için Büyük Zavot Köyü’nden, Kars merkeze gelir. Hayli bir zaman koşturup işlerini halleder. Çarşı pazar dolaşıp ihtiyaçları tedarik ettikten sonra da akşam çoluk çocukla yemek üzere iki karpuz alarak köy yoluna koyulur. Köye döndüğünde yanındaki karpuzlar, köy meydanında çaputtan yaptıkları top ile oynayan çocukların dikkatini çeker. Mehmet amca, oldukça yorucu geçen bir günün acısını güzel bir akşam yemeği ile dindirdikten sonra karısına karpuzları dilimleyip getirmesini buyurur. Dilimlenmiş halde gelen karpuzlar, tespih tanesi gibi dizilmiş olan kardeşlere dağıtılır. Azeroğlu, karpuzun ne menem bir şey olduğunu merak ettikleri için pencereden kendilerini seyretmekte olan marabaların çocuklarını görür. Elindeki dilimi bitirmeden yeni bir dilim karpuz daha ister. Yeni dilimi kimseye çaktırmadan yanındaki kovanın içine bırakır. Sonra bir dilim karpuz daha ister. Mehmet amca Azeroğlu’nun yaptığını görür fakat ses etmez. Yeni dilimden bir ağız aldıktan sonra onu da usulca kovaya bırakır. Yemeğin ardından el ayak çekilip, herkes bir yerlere dağıldıktan sonra ahıra gider ve marabaların çocukları için sakladığı karpuz dilimlerini yemeleri için onlara verir. Tam bu sırada aniden arkasında biten Mehmet amca rızkını marabalarının çocuklarıyla paylaşan oğluna köpürür ve miyop olduğu için kendisine birkaç hafta önce almış olduğu gözlüğü bir hışımla gözünden alır ve ayaklarının altında ezerek kırar. Ruhu ve gururu incinen Azeroğlu orada, daha o gün, yedi yaşının acemiliğine rağmen bir dilim karpuzu hakça üleşmek için yaşamaya ant içer.

Bilmeyenler için Azeroğlu’nun kim olduğunu anlatmak gerek. O, kılavuzu bir ceylan yavrusu olan iyimser, akıllı ve delişmen bir özgürlük savaşçısı iken yakalanıp on üç yıl dört ay hapishanede kaldıktan sonra gönderildiği askerlikten firar edip, yurt dışına çıktığı için ömrünün geri kalanını sürgünde yaşamaya mahkum olan Muzaffer Oruçoğlu’dur. İbrahim Kaypakkaya’nın yoldaşı olan Muzaffer Oruçoğlu, Türkiye Kominist Partisi/ Marksist-Leninist adlı örgütün de kurucularındandır.

Dünyanın en emektar hayvanı olduğunu düşündüğü eşeklerin engin anırışlarını yakut ateşinde bileyip imkânsıza saldırarak güzel işler yapan Muzaffer Oruçoğlu resimleri ile bir kez daha kavganın başkenti olan İstanbul’a konuk oluyor.

Çalışmalarını Avustralya’da sürdüren Oruçoğlu, sanat hayatı boyunca yerleşik olan her türlü yargıya, insanın yaratıcılığına gem vuran prangalara dönüştüğü için karşı çıkmış,  yaşamdan emdiklerini kendi iç dünyasındaki ışık ve renk mahşerinde yoğurarak kendine has bir anlatım ve yine kendine has bir biçim yaratmasını bilmiştir.

Ölum Kapanı Hayatı kendisinden ve sınırlarından firar etmeye çalışarak yaşayan Oruçoğlu, altmış ikinci kişisel sergisinde; kapkara yüzlerinde beyaz bir gül gibi açan tebessümleri ile dünyayı güzelleştiren maden işçilerinden, avazıyla taşı delen türküleri tutuşturan Ruhi Su’ya, Gezi Direnişi sırasında Ankara’da başından vurularak öldürülen Ethem Sarısülük’ten, ayçiçeği başakları gibi simsiyah gözleri ile yüreğimizi fetheden kadınlara uzanan bir enginliğe ulaşarak sanatseverleri büyülüyor.

Onur Toplumsal Tarih ve Kültür Vakfı  ile Bakırköy Belediyesi tarafından organize edilen ve çoğunluğu Oruçoğlu’nun 2011 ve 2014 yılları arasında yaptığı resimlerinden oluşan Işıltılar isimli sergi, 10 Şubat’a kadar Ataköy 9.Kısımda bulunan Yunus Emre Kültür Merkezinde sanatseverlerle buluşacaktır.