BASKIN Muzaffer Oruçoğlu Sanat Haber

24 ocak vesilesi ile Maymun Düğünü adlı kitaptan aldığımız  yazıyı günün anlam ve önemini de göz önünde bulundurarak yayınlıyoruz...

BASKIN
Roşnik köyünden çıkıp, tepede durdu, Ali Haydar. Başını çevirdi, kışa ve yokluğa karşı kendi maddi koşullarını üretmekte güçlük çeken, geçmişte yaşadıkları kırımların ağır ruhsal sarsıntıları altında ufalan evlere, kara ve ay ışığına gölge düşüren baca dumanlarına baktı. Kırmızı Kamer'in anlattıkları ile Vartinik mezrasında, dünkü tartışmadan artakalan görüşler çınladı kulaklarında. Güçlükler, yenilgiler haddesinden geçen ve zamana sığmayan düşüncelerin ete kemiğe bürünüşünü hayal etti bu evlerde. 
Roşnikli akrabalarından aldığı yiyecek dolu torbayı, kemerine bağlayıp, Süleyman'la birlikte inmeye başladı yokuş aşağı. Dağlar kar altındaydı. Kuş, sincap, dağ keçisi, ayı, bilcümle mahlukat, kışın hışmından deliklere, inlere, izbelere sığınmıştı. Sabahtan yağan lapa kar donmamış, tilkilerin ve kurtların birbirlerini çaprazlama kesen ayak izleriyle nakışlanmıştı. Yeraltından uğultular geldiği sanısına kapıldı bir ara. Buzlanmış şilan çalılıklarının yanında durup, vadiden gelen sesleri dinledi. Her yaratığın, içinden çıktığı rahme geri döndüğünü, orada binlerce kapıya dağılarak ve her kapıda çoğalarak yeniden doğduğunu söyleyen Yaşlı Pir'in gizemli, derin sesi çınladı kulaklarında. Doruklara, ay ışığının maviye dönüşen ruhuna baktı. Geyik bakışı gibi ışıldayan, ipincecik bir sis sarmıştı koyakları. Haydaran Dağları'nın batısından, Merga Cegere'den gelen iki tilkinin dışında, hiçbir yaşam belirtisi yoktu. 
Dereye indiler. Toz karın dondurucu etkisini iliklerinde duymaya başlamıştı. Durdu, bir sigara yaktı. Avucunun içine aldı sigarayı. Kara, ayaza ve ağaçlara kulak verdi bir kez daha. Baskın ihtimalinin çok uzağında, kışın ve yüce dağların güvenceli zulasında olduklarını düşündü. Silahlı bir müfrezenin, Kutu Deresi'nden, kendi gideceği yere, Vartinik Mezrası'na doğru hareket halinde olduğunu aklının ucundan bile geçirmedi.
Karşı dağı tırmanmaya başladılar. İçindeki sesler çoğaldı, çatallaştı, duruldu. "Barıkbaşı mezrasına uğrasak, biraz da ordan yiyecek alsak," diye mırıldanmak üzereyken, yolu uzatacaklarını düşünüp vazgeçti. Zamanı boşluktan süren, boşluğun safiyetini ve anlamını güçlendiren duygularla sürdürdü tırmanışını. Dağın doruğuna yakın bir yere geldi. Süleymanın da kendisi gibi çetin dağ şartlarına dayanıklı olduğunu bildiği için bahtiyardı. Ay ışığı güçlenmişti. Yeni doğmuş kuzuları, bebek gamzelerini, ak sakallı masalları ve körpe ölümlere yakılan kadın ağıtlarını anımsatıyordu ay ışığı.
Barıkbaşı mezrasını fırdolayı kolaçan ediyorlardı kurtlar yine. Göğün doğu yakasına, yıldız alacasına baktı. İnsanın gizil arzularına yaşam kıvılcımları düşüren, onu iç güzelliklerine doğru çeken, parçalayan meçhul kadını düşündü, ısınır gibi oldu. Köme yaklaştıkça adımlarını açtı. Kömdekiler yiyeceklerin geldiğini duyunca uyanacak, ateşi harlandıracak, çayı demleyip sofrayı kuracaklardı. Odun aleviyle aydınlanan dostlar sofrasında sohbete durmak, sigarayı tellendirip çayı yudumlamak....
Köme usulca yaklaştılar. Yıldız alacasına ağan odun dumanının dışında bir kıpırtı görünmüyordu. Çömelip, köme kulak verdiler. Ermenilerden kalma bu taş toprak izbesinin altında üç kişi vardı. Bunlardan birisi nöbette olmalıydı. Ay kaybolmuştu. Kuş ötüşünü andıran ıslıkla paraloyı verdiler. Dikkatle dinlediler karanlığı. Yinelediler bir kaç kez parolayı. O anda ikisinin de aklına, nöbetçinin üşüdüğü ve ısınmak için ateşin başına gittiği fikri geldi. Askerin basma ve içerde pusu kurma ihtimalini göz önünde tuttukları için köme girmeyi düşünmüyorlardı. Süleyman, kömün yıkık yerine doğru taş atmaya başladı. 
Az sonra üç kişi çıktı içerden. Seslerinden tanıdı Ali Haydar. "Ne biçim insanlarsınız, anlamıyorum," diye homurdandı. "Nöbetsiz uyunur mu hiç! Basıldıktan sonra mı aklınız başınıza gelecek."
İçeri girdi, yiyecek torbasını köşeye indirdi. Sigarasını yakıp oturdu. Oturmasıyla da Azeroğlu'nun, "Asker kömü kuşatıyor, çabuk arkadaşlar, şurdan aşın!" diye bağırışını duyması bir oldu. Hemen kalktı, kendi yapımı el bombasını cebinden çıkardı, dışarı çıktı. Kömü yarım yay şeklinde saran askerin yaylım ateşi başlamıştı. Kömün taş çeperi hizasında eğilerek koştu. Taş çeperin dibinde çömeldi. Bombanın fitilini sigarasının közüyle ateşledi, hafif kalkıp, müfrezeye doğru savurdu. Bombanın patlayışı, yaylım ateşinin kısa bir süre kesilişine ve karşı dağdan uçurum dibine çığların düşüşüne yol açtı. Sabahın alaca karanlığı yırtılır gibi oldu.
Yoldaşlarının çekiliş yolunu izleyerek, koşmaya başladı toz kara bata çıka. Sağını solunu sıyırarak geçen yoğun mermi akışına karşı döndü, bir el ateş etti kırmasıyla. Kırmanın patladığı alaca karanlığa yöneldi namlular. Bu kadar kurşunun kendisine isabet etmemiş olmasına şaşırdı. Koştu. Süngü yemişcesine, derin, tarifsiz bir acıyla düştü yüzükoyun. Kafası toz kara gömüldü. Sol koltuk altından giren kurşun, sağ omuzundan çıkmıştı. 
Karşı dağın kovuklarına yerleşen dağ keçileri, bakışlarını tüfeklerin patladığı noktaya dikmişlerdi korkuyla. Donup, toz kara gömülen bir dağ güvercininin buzlanmış gagasında, ışıltıya dönüşmek üzereydi seher ayazı. Ağustos-2015