Dünya Benim Evim Devrim Kara

Onur vakfında Sanat Felsefesi ve Politika Tartışmaları paneli yapıldı.

Bir önceki gece açık öğretim sınavlarına çalışmak için sabahlayıp uykusuz kalmama rağmen yeni şairlerden bir ağabeyimle buluşup ,havasız insan aracı metrobüse atlayıp ,Kadıköy Onur Toplumsal Tarih ve Kültür Vakfı’nda yapılan “Sanat Felsefesi ve Politika Tartışmaları” başlıklı panele gittim.
Panelin konusu “Sanat Felsefesi ve Politika Tartışmaları” idi. 
Panelistlerden biri sanat ve felsefe fakiri ülkemizde adeta iğne ile kuyu kazan felsefeci yazar Mehmet Akkaya hocaydı.
Ayrıca panele tüm romanlarını deli gibi okuduğumuz 68 kuşağı devrimci gençlik önderlerinden edebiyatçı,şair,heykeltraş,ressam Muzaffer Oruçoğlu’da internet aracılığıyla katıldı.
Panele katılım iyidi,katılımcılar konuşulanları dikkatle dinleyip sorular sordular.
Panelin felsefi,teorik içeriğini Mehmet hoca mutlaka yazacaktır. Edebiyata meraklı bir insan olarak ben daha çok paneldeki atmosferden bahsetmek istiyorum.
Gericiliğin arttığı bir dönemde ,kışın soğuğunun içinden geçip sıcak çay eşliğinde felsefe,sanat konuşulan sıcak bir dost ortamına sığınmak güzeldi.
Panelin katılımcıları içinde gençlerin az olması ne kadar kötü ise bunca yaşını başını almış insanın bir arada bulunması bana güven verdi. 
Teknoloji hep zaman hırsızı olacak değildi ya, bu sefer de teknoloji sayesinde 14.500 km uzaklıktaki devrimci bir sanatçıyla sanki yanımızdaymış gibi (kulağı biraz ağır işitse de) konuşabiliyorduk.
Muzaffer Oruçoğlu her zamanki sıcaklığı ,samimiyeti ,doğallıği ,şakacılığı ile ekranda konuşurken çaktırmadan izleyicilere baktım.
Kitle pür dikkat onu dinlerken gözleri ışıl ışıldı.
Ekrandaki yüz kiminin yoldaşı,kiminin arkadaşı,kiminin dayısı ,kiminin sanatçısı ,kiminin de sevdiği bir romacıydı.
Kendisi “ Benim evim tüm Dünya “ demesine rağmen sürgünlüğün de bir zulüm olduğunu panel havasında buram buram kokladım.
Oruçoğlu konuşmasında yaşadığı ülkede (Avustralya) ölüm sessizliği olduğunu oysa Türkiye’nin delileri,mini etekli türbanları,kendini sultan ilan edenleri,palavracıları , yeni yazar,şairleri ile tam bir panayıra benzediğini ,bunun sanatçılar için büyük nimet olduğunu ,umutsuz olmamak gerektiğini,kötünün sergilenmesinin sonunda iyi olanın güçlendireceğini , kendisinin ülke hakkında çok olumlu şeyler düşündüğünü umutlu olduğunu belirtti.
Sanatın dili hakkında konuşurken insanların kuşlara bakıp “yazık dilleri olmadığı için konuşamıyorlar “ dediğini, oysa kuşların başka kuşlarla rahat rahat konuştuğunu asıl kuşların dilini anlamayanların insanlar olduğunu söyleyerek; “Dalda bir kuş ötüyor,ama neden ötüyor? Yem mi istiyor?,çiftleşmek mi? Yoksa tehlike var mı diyor ? Doğada taş,kaya,ağaç hatta eşyalar bile konuşur yeter ki anla “ örneğini verdi.
Mehmet hocanın verdiği doyurucu bilgiler ortaya attığı tezlerden sonra Devrimci bir ağabeyi ,bir sanatçıyı dinlemenin keyfi ile yorgunluğumuzu unutup eve dönerken yanımdan geçip giden arap bedevisi kılıklı amcaya bakıp “harbiden tam bir panayıra benziyor lan bu memleket “ dedim kendi kendime