GRİZU Gürbüz DENİZ

Gürbüz Deniz

Grizu
Benim için çok değerli bir yazarın ödüllü kitabını yazacağım bu hafta siz sevgili kitapsever okurlara. Muzaffer Oruçoğlu ustayı tohum kitabı ile tanıdım sevdim, sonrasında ‘Özgür ve Çıplak’, ‘Gül, Demir ve Çığlık’, Mengene kitaplarını da okuyarak, iyi bir Oruçoğlu okuru oldum diyebilirim.
Kendisi ile mail üzerinden yazışarak, Sınırsız Yayınları’ndan çıkacak kitabım için, kapak resmi istedim. Sağolsun kırmadı beni ve yazarlığının yanı sıra, resim sanatında da usta olduğunu gösterdi. 6 ülkede 60’a yakın kişisel sergisi, 13’ü roman, 7’si şiir, 2’si masal olmak üzere 30 kitabı yayınlandı.
2011 yılı ‘Abdullah Baştürk İşçi Edebiyat Ödülü’, ‘Grizu 4’ ciltlik romanına verildi.
İşte işçi ödülü almış bu kitabı Redaktif okurları için anlatmaya çalışacağım.

Kitap Kardelen Yayıncılık tarafından 2005’de basılmış. Ana karakterleri: Kör Cemal, oğlu Hurşit, anası Esma,eşi Zehra,kızı Kumru… Madenkeşler :Emin emmi, Dingil Ali,Devrekli Bayram,Selman vb…
İngiliz şirket sahipleri, onların uşakları Cabbar, Kosor, Serdar,Tahsin vb… Deli Davut, Tilki Elif,Cebeli ağa gibi yan karakterler ile de dolu dolu akıcı dil, eski hikayelerle süslü, işçilerin dilinden, gözünden yazmış Oruçoğlu…
Dönem Abdülhamit devri. Kara elmas yeni yeni gün yüzüne çıkıyor, ufukta Rusya harbi var, gemilere bol miktarda kömür lazım. Ezilenlerin kat be kat sömürüleceği anlamına gelen bu harp ve icatı yazmakta sınıfının yazarı Oruçoğlu’na düşerdi.
Adet olduğu üzre, konumuz madenler ve dolayısıyla işçiler olduğuna göre, kıyaslama yapmak istiyorum. Başkanlık diye yırtınanlar, Abdülhamit dönemine geri dönmek isteyenler bugün ne durumdalar? Kitabı okuyanlar da görecek köylere katırlarla göçükten, patlamalardan ötürü cesetler taşımışlar, eşlerine musallat olmuşlar, onların gönlünü eğlendirmeyenleri kötü kadın olmakla yaftalayıp, dünyalarını zehir etmişler. O dönem veya bu dönem şartlar aynı. Gavur, ecnebi diye kınanan bir Avrupa ülkesi ile Türkiyeli maden işçilerinin durumu karşılıklı okuma yaparak anlamaya çalışalım. Kaynak ise uluslar arası çalışma örgütü (ILO)
ALMAN MADENCİ TÜRKİYELİ MADENCİ
MAAŞ Ülkedeki madencilerin aylık maaşları 2 bin Euro ila 4 bin Euro (6 bin 12 bin TL) arasında değişiyor. Sendikalı olan mandecilerin aylık maaşları 1300 TL’den başlıyor. En yüksek maaş ise 2250 TL.
KASK Fiber-glass malzemeden yapılan kaskların içinde yer alan koruma kafesi güvenliği en üst seviyeye çıkarıyor. Ayrıca hafif olan bu kaskların içinde yanmaz bir kaplama kullanılıyor. Birçok maden ocağında kullanılan kasklar plastik malzemeden yapılıyor. İçinde hiçbir koruma bulunmayan bu kaskların güvenlik seviyesi oldukça düşük.
MASKE Felaket anlarında madencilerin can simidi olan maskelerde yer alan özel filtreler, karbonmonoksiti süzüyor. Böylece madencilerin nefes alabilmesi sağlanıyor. Türkiye’deki madencilerde genellikle karbonmonoksit filtreli maske bulunmuyor.
FENER Kasklara monte edilen fenerde az Kasklarda yer alan ampullerde akkor enerji harcayan 5 wattlık LED teknolojisi kullanılıyor. Bu ışıklar gücünü madencilerin kemerlerindeki bataryalardan alıyor. teknolojisi kullanıldığı için enerji tüketimi daha fazla ve ömrü daha kısa.
TULUM Yangınlara karşı dayanıklı olarak tasarlanan tulumlar, özel bir yağlı kumaştan yapılıyor. Anti statik özelliğe de sahip olan tulumların diz ve dirsek bölgelerinde koruma tamponları bulunuyor. Kumaştan dikilen tulumların, yangına karşıla dayanıklılığı bulunmuyor. Bu yüzden madencilere ekstra bir güvenlik sağlamaktan uzak.
SAAT Madencilerin kaç metre derine indiğini gösteriyor. Bazı saatlerdeyse nabız ölçme özelliği de bulunuyor. Fiyatları 400 TL civarında. Türkiye’deki madenciler daha çok 20 TL değerindeki Casio F-91W kullanıyor. Elektronik olan modelin en büyük özelliği ışıklandırması.
KEMER Madencilerin en hayati donanımları kemerlerinde bulunuyor. Kontrol odası kemerlerin üzerinde bulunan cihazlarla madencileri takip ediyor. Türkiye’deki madencilerin kemerlerinde sadece kaskta yer alan fenerin bataryası bulunuyor. Farklı bir cihaz yer almıyor.
İLETİŞİM Madenciler kontrol odası ve diğer madencilerle iletişime geçebiliyor. Fiber altyapı sayesinde görüşmeler kesintisiz yapılabiliyor. İletişim için bir araçları bulunmuyor. Sadece amirlerde bulunan telsizler kullanılabiliyor.
BOT Madencilerin üzerindeki en pahalı giysilerden biri olan botlarda, su geçirmiyor ve kaygan zeminde maksimum tutuş sağlıyor. Bu botların ezilmeye karşı dayanıklılığı da var. Türkiye’deki madenciler genellikle bot yerine plastik çizme kullanılıyor. Her ne kadar bu çizmeler su geçirmese de ortopedik özellikte değil.
SONUÇ 40 yıl sonra sadece 2013’te 3 madenci hayatını kaybetti. 40 yıldan beri Türkiye’de 3 binden fazla madenci hayatını kaybetti.
Abdülhamit dönemini anlatan Grizu 1 romanının okuduğumuzda yukarıda anlatılan şartların milyon kat daha kötü halinden oluşmakta.
Oruçoğlu’nun romanlarında bir estetik vardır. Eserlerinde kadınlar ön plandadır. Toplumsal sorunları vurguladığı gibi değiştirmenin, dönüştürmeninde yolunu karakter vasıtası ile okura iletir. Emile Zola`nın Germinal romanının Batı edebiyatında anlamı ne ise, Türkiye edebiyatında da Grizu odur. İşçi sınıfının romanını yazan bu değerli kalemin kitaplarını okumayan varsa,okunacak listesine eklemelerini öneririm. Öneriyorum çünkü, kitaplarında ki akıcı dili, bilgi hazinesiyle okuyucuya kendisini farklı hissettiriyor.
Grizu 1 (2005)
Grizu 2 (2006)
Grizu 3 (2007)
Grizu 4 (2011)
Kitaptan bir alıntı ile yazarın dilini, kitapseverlere anımsatalım…
 Aşk halini, kendi kıyametini yaşıyordu toprak. Büyük alt üst oluşlara, ateşe ve uğultuya durmuştu. Kum gibi çoğalan, yığılan, savrulan canlılar, binbir biçimde, toprağı iğfal ediyor, kudurtuyor, kıtlığa ve berekete taşıyordu. Gömülen insanlar parçalanıyor, gözle görünmez milyonlarca canlıya dönüşüyor, toprağı kaynatıyor, mayalıyor, döllüyor, doğuma hazır hale getiriyordu. Toprakta her canlıya ait her şey vardı ve hiçbir canlıya ait hiçbir şey yoktu. Toprağın üstünde yaşayan insan, toprağın bu akıl almaz kargaşasından habersizdi. Bir gün bu kargaşaya katılacağını, kendi yaşam tarihine bu kargaşanın içinden, bu kargaşanın vicdanıyla bakıp, gerçek durumu anlayacağını ve acı acı gülümseyeceğini aklının ucundan bile geçirmiyordu. İnsanı bu hale getiren şey neydi? Ne yapmak istiyordu insan?

Uzun süre hapishane yaşamı yaşayan Oruçoğlu hapishaneden çıktıktan sonra kendisini edebiyata verir. Kendisini kimi zaman edebiyatın, kimi zamanda siyasetin içinde bulduğunu söyleyen Oruçoğlu tüm yaşamı boyunca bu ikisinden de kopamaz.
İyi okumalar dostlar!