KIRMIZI BAHAR Vehbi BARDAKÇI


“Gözlerinden iki damla yaş süzüldü, yanaklarından yere düşerken buz tuttu ve inci taneleri gibi peş peşe indi karların üzerine.
Bu gözyaşlarının düştüğü yerden iki kardelen çıktı; biri beyaz, biri kırmızıydı. Gözyaşının biri sol yanağında kana bulanmıştı, o nedenle ondan kıpkırmızı bir kardelen… Gözyaşının diğeri sağ yanağında kana bulanmamıştı, o nedenle ondan da bembeyaz bir kardelen çıktı.
Kardelenler üşüyor, tir tir titriyor, yeşil yaprakları rüzgârda sallanıyordu. Tül gibi ince, hafif, narin yapılarıyla bu kardelenler bu karda kışta neden acele etmişler, neden baharı beklememişlerdi?
“Neden bahar güneşini beklemediniz?” diye sordu İbo. “Neden acele edip kış ortasında geldiniz?”
“Biz öncü olarak gönderildik” dedi kırmızı kardelen. “Buzların çözüldüğünü, karların eridiğini ve güneşin ısındığını arkadaşlarımıza müjdelemek için görevlendirildik.”
“Ama soğuğa nasıl dayanacaksınız? Donarsınız bu dağ ayazında!.. Buz tutarsınız! Ölür gidersiniz şu genç yaşınızda.”
“Biz ölürüz belki, fakat arkadaşlarımızı kurtarmış oluruz. Biz bu görevi yapmazsak, onlar ne zaman geleceklerini bilemezler. Karda kışta gelmeye kalkışıp soğuktan ölürler.”
“Kendinizi onlara mı adadınız?”
“Evet… Biz kendimizi çiçek halkının kurtuluşuna adadık. Biz onlara bu haberi götürmezsek, ne kadar daha bekleyeceklerini bilemezler. Eğer kısmet olur da cemrenin düştüğü haberini onlara götürürsek, hepsi baharda sökün edecek: Sümbüller, karanfiller, laleler, menekşeler, gelincikler… Akın akın gelecekler.”
“Peki, sen?” diye sordu kırmızı kardelen. “Sen neden karda kışta buradasın? Üstelik yaralısın da…”
“Ben de öncü olarak gönderildim” dedi İbo. “Ben de kendi halkıma buzların çözüldüğünü, karların eridiğini ve güneşin ısındığını haber vermek için erken geldim.”
“Sen de mi bizim gibi kendini halkına adadın?”
“Adadım, evet… Ben de tıpkı sizin gibi kendimi halkıma adadım.”
Beyaz kardelen hiç konuşmuyordu. Boynunu bükmüş, narin çiçeğinde ve ince yaprakları arasında fısıltılı bir rüzgâr dolaşıyor, soğuktan titreyerek İbo’nun paçasından suya karışıp akan kana bakıyordu. “Sen neden konuşmuyorsun?” diye sordu İbo.
“Ben çok üzgünüm” dedi beyaz kardelen. “Arkadaşım rengini senin kanından aldı, kırmızı bir kardelen oldu. Ben senin ağlayan gözlerinde bir damla yaş olup buraya indim, beyaz bir kardelen oldum.”
“Sen benim gözyaşım mısın?”
“Munzur Dağları’nda insanlık için akıtılan bir damla gözyaşıyım ben. Fakat sen çok kanıyorsun. Kanın suya karışıp gidiyor.”
Kırmızı kardelen arkadaşına döndü ve beyaz kardelene dedi ki: “Aksın bırak. Suya karışan kanı ovalara akıyor. Ovalarda kan çiçekleri açacak. Rengini kandan alan kırmızı kan çiçekleri… Pembe yanaklarında kırmızı kan lekeleriyle açelyalar ve kamelyalar, gelincikler, laleler ve sardunyalar, yeşil ipek yaprakları ve düğüm düğüm ince gövdeleriyle kan kırmızı karanfiller… ovaları baştan sona kaplayacak. Bu yıl bahar kırmızı olacak.”
KIRMIZI BAHAR (ADANMIŞ HAYATLAR  VEHBİ BARDAKÇI - 
OZAN YAYINCILIK - 2015 - 170-172 .