Levent Karataş'ın ÜÇLEMELER adlı kitap vesilesiyle bana yönelttiği soruları ve verdiğim cevapları

Levent Karataş'ın ÜÇLEMELER adlı kitap vesilesiyle bana yönelttiği soruları ve verdiğim cevapları yayınlıyorum. Levent'e teşekkürler.


1- L. Karataş: Mektup imgesinin sizlerdeki karşılığı nedir? İkinci soru ise biraz matematiksel. Üçlemelerdeki her bir yazar diğer ikisinin mektuplarının kendine yansımasını değerlendirebilir mi?

1- M.O: Mektup imgesinin bendeki karşılığı, istediğim anda konu dışına çıkmak, estetiğin ve etiğin labirentine girmeden kendimi en özgür bir şekilde ifade etmektir. Bilincin ve ruhun alaycıl, alengirli, şeytani ve madrabaz yanlarının çok daha berrak bir şekilde açığa çıkmasına, gülümsemesine yol açıyor mektup.
Sema'nın yazıları, her şeyden önce, kendini dil kavşağında kurma çabası olarak yansıyor bana; edebiyatın modernizm kanonunda akan, incelikli yazılar olarak algılıyorum. Diğer okurları bilmem ama bende farklı çağrışımlar yaratıyor. Hayatın hoş ayrıntılarına çekiyor beni. Okuma anımı saran eş sesli, şiirsel duygular, serzenişler, olmayacak işler vb. renkleniyor, resme dönüşüyor hayal dünyamda. Aşık oldukları, özledikleri insanların yokluğunda yaşamayı seven, bazen durup, kendi gölgelerine mezar kazan kadınlar beliriyor içimde. Düşünüyorum. Tabi tüm bölümler için aynı zengin ve çekici duyguları, farklı biçimlerde yaşadığımı söyleyemem. Güçlü bölümlerin yanında yüzeysel bölümler de var; indirgendiğim, sıradanlaşıp, fakrü zarurete düştüğüm bölümler... Bana mı öyle geliyor bilmiyorum, humora, hatta kara humora teğet geçiyor. Yaşam macerasının karnavalesk cilvelerine, şenşakrak seslerine yeterince açmıyor kapılarını.
Kemal'in üçlemelerde yer alan hikaye, mektup ve şiirlerinin bendeki yansımaları, kurguda, anlatımda, davranış ve ruh manzaralarında aykırılık, karnaval ve mitos sisidir. Bu yazılarda hiçbir şey bana tahmin olanağı vermiyor. Kendimi, iç gülümseyişle birlikte, son derece kaygan, değişken bir ilişkiler ağının içinde, bana ve kendine yabancılaşmış bir doğanın içinde buluyorum. Yazıyı Kemal değil, Kemal'in birbirinden bağımsız parçaları, yarı-sarsak parçaları yazdığı için, mazbut, yerleşik mantığı da bulamıyoruz. Anlam bütünlüğü olmadığı için anlam çıkaramıyoruz şiirlerden. Ama şiir olduklarını, bizim anladığımız dili bilmediklerini, kendi dilleriyle konuştuklarını hissettiriyorlar bize. Bu bana ilginç geliyor.

2-L.Karataş: izler’de kişisel tarihinizi -farklı mekanlarda geçen kişisel tarihinizi- bir anlamda gerçek insan tarihini yazıyorsunuz. Bir içuygarlık çocukluğunun, çocuklarının ruh hallerinden. Yazdıklarınızın gerçek tarihin dökümleri olduğunu düşünüyor musunuz?

2-M. Oruçoğlu:Yazdıklarım, çeşitli ülkelerde yaşadıklarımdan seçilmiş parçaların bir araya getirilişi, hayal ürünleriyle birlikte harmanlanışıdır. Bazen, hemen oturur, o an yaşadıklarımı yazarım; bazen de geçmişte yaşadıklarımı günceller, onları sanki şimdi yaşamışım gibi yazarım. Farklı mekanlarda bulunmak, beni melansızlaştırdı. Bu durum edebiyatımı da etkiledi tabi. Geçmişim için diyemem ama, edebiyat bende, şu anda, maddi dünyanın karmaşık, akılalmaz iç kıyametine nüfuz edememenin, onu kavrayıp bilince çıkaramama çabasının boşluğa sürülmüş, hoş bir halidir.

3- L. karataş: Sevgili Muzaffer Oruçoğlu,Üçlemeler kitabıda yer alan mektuplarınızda gizil bir bilgelik hali var. Söz konusu bilgelik öğretilere, felsefeye, teorilere, klasik edebiyata hakim olmanızdan kaynaklanıyor. Ve fakat, bütün bu bilgelik durumunu toplamında da olsa insan olmanın hallerini yansıtmış ve yazmışsınız mektuplarda. Birinci soru şu: Yeryüzünün umutları olan çocuklar neden yeryüzüne dağılmış ve mektuplarla birbirlerini avutur hale geldiler? İkinci soruysa yine devrimcilik duygularına ilişkin. Devrim bizim coğrafyada gerçekleşmemesine rağmen, devrimin çocukları dünyayı daha güvenilir yapıyordu. Siz de dünyayı güzelleştiren A’bilerimizdensiniz. Geldiğiniz noktadan bakınca -geçmiş ve şimdiler için- devrim size nasıl gözüküyor?

3- M. Oruçoğlu:Ülkelerin sınırları, son otuz yıl içinde, cezaevi çitleri olmaktan çıktı ve dünya giderek ülkeleşmeye başladı. Tek bir kültür içinde biçimlenen insan, değişik kültürlerle doğrudan tanışma ve zoraki asimilasyona rağmen kısmen de olsa kendi kültürünü bu yeni kültürlerle harmanlama durumunda kaldı. Ben de kırk gün içinde üç sınırı (cezaevi, kışla ve ülke) aşmak zorunda kalarak, böylesi bir durumun içinde buldum kendimi. Cezaevindeki sanatsal ve siyasal üretim işini bu yeni şartlarda da ısrarla sürdürdüm. Dünya zemini bana, kendi iç dünyama doğru, - dünya zenginliklerinin de içinden geçerek- seyahat etme kolaylığını sağladı.
Yeni şartlar, devrim anlayışımda temel bir değişime yol açmadı. Özgürlük anlayışım, topluma ait gücün, devlet otoritesi şeklinde merkezileşmesi anlayışına karşı güçlendi ve devrimin, doğrudan demokrasi için, çok daha geniş bir özgürlük için, türü ne olursa olsun, profesyonel, klasik bir devlete karşı yükselmesi gerektiği noktasına vardı. Örgüt içinde olsun veya olmasın, devrimci olsun veya olmasın, her bireyin yaptığı işlerin, devrime hizmet edip etmediği, devrimci olup olmadığı hususu önem kazandı. Devrimin, sadece tarihsel bir momente, bir döneme özgü bir şey olmadığı, tüm ayrıntılarıyla yaşamı kapsadığı, yaşam olduğu hususu önem kazandı.

4-L. Karataş: kitabın baba babasını siz temsil ediyorsunuz. Sema Güler’i ve Kemalm Dinç yazınını ve şimdilerin edebiyatını ve hatta yeraltı edebiyatı diye nitelendirilen modern edebiyat hakkında neler söyleyebilirsiniz?

4- M. Oruçoğlu: Sema'nın diğer kitaplarını okumadığım için genel bir değerlendirme yapamıyorum. Üçlemeler çerçevesinde edindiğim kanı, bilinç altında, şeylerin ötesinde gezinen, iyi, narin bir edebiyatçı olduğu yönündedir. Ama Kemal'i tüm yönleriyle biliyorum. Siklemesine yazıyor, çiziyor ve terennüm ediyor. Biçim kırıcıdır. Sanatından bana yansıyan budur. Elinde saza benzer bir gürz var. Önüne çıkan her biçimi kırıyor ve insanları kırdığı biçimin parçalarıyla baş başa bırakıp gidiyor. Zulüm mağduru yetim çocukların yaptığı bir iş. "Gözyaşından akıl al,"diye bir Zaza atasözü var, Kemal almıyor, aklı da kırıyor, onun yerine çocuk safiyetiyle vaftiz edilmiş saf duyguyu koyuyor. Bilmiyorum. Benim sarsak yanım, Kemal'i böyle biliyor. Kafkaesk diyebileceğim bir ekol. Boşluğa resim çizen bir karşı-mantık, bir karşı-dil. İlk okuduğumda anlamıyorum. "Bu herif bunu niye yazdı," diye mırıldanıyorum. Lakin bir var ki merak ve ışıltı uyandırıyor. Okumadan edemiyorum. Birkaç kez okuyunca fark ediyorum cevheri. Benim gibi çalakalem değil, damıtarak yazıyor. Yıllar önce, karşıdan gelen bir adamı, çift gördüğünü söylemişti bana. Korkmuştum. Kemal'in yazılarındaki kıpırtıları çift görüyorum artık. Bilmiyorum. Hayatın, Kemal'in hayrına veya şerrine dair yapabileceği bir şey var mı, gerçekten bilmiyorum.
Günümüzün yazarlarına gelince, dikkatimi dil ve biçim cevvaliyeti çekiyor. Yeryüzünü yaratan ve kahreden lanetlenmiş kalabalıkların içine girme, orada ışıldayan cevheri dövüp biçimlendirme, sanata dönüştürme yeteneğini yeterince göstermiyorlar.
Haziran-2016