SAHİBİNE BENZEYEN RESİMLER SERGİSİ Mehmet Akkaya

SAHİBİNE BENZEYEN RESİMLER SERGİSİ

Mehmet Akkaya
Gezegenimizin ve ülkemizin sermaye tarafından kana boyandığı günümüz koşullarında Muzaffer Oruçoğlu’nun yeni bir sergisinden söz ediyorum. Bu sergideki eserler, -kan ve zulüm yerine- yabancılaşmaya ve parçalanmışlığa karşı mücadeleyi, özgür ve barışçıl bir dünya kurma düşünü yansıtıyor. Bunu gerçekleştirmeyi öneren resimler, aydınlanmış bir dünya için tuvalin farklı renklerle boyanmasını, dünyanın karanlıklarına kızıl ışıkların serpilmesini öneriyor.
Yeni olan her derinlikli sanat eserinin iki özelliğinden söz etmek mümkündür. Birisi varolan evrenin minyatürü olmasıdır. Diğeri de yeni bir dünya hakkında, zihinlerde imgeler oluşturmasıdır. Resim serüvenine bakıldığında renklere giderek daha da yoğunlaştığını gözlemlediğimiz Muzaffer Oruçoğlu’nun, resimlerinde bu gerçekliği ve imge gücünü ilk bakışta fark edebiliyoruz. Ayrıca, onun resimlerinde her geçen gün iç ve dış çizgilerin belirgin hale gelmeye başladığı, keza figürlerin tuvale sıkı sıkıya resmedildiği de gözlemlenebiliyor. Bir önceki sergiye oranla konularda bir çoğalma yerine daha çok figürlerde, çizgilerde ve özellikle de renklerde bir derinleşme olduğunu söyleyebiliriz.
Resim ve ses ilişkisi ifadesi pek çoğumuza aykırı gelebilir. Resim ve ses deyince ressamlar da bundan rahatsız olabilirler. Oysa pek çok ressamın pek çok tablosu, izleyiciyle konuşur adeta. Resim sanatı gerçekte göze yönelen bir etkinliktir; ama kanaatim o ki, kulağa da seslenir bu sanat. Hatta dokunma duyusunu da harekete geçirir, birçok tablonun konusu ya da iletisinin teninize temas ettiğini hissedersiniz. Oruçoğlu’nun resimlerine yakından bakılırsa renklerle, figürlerle, çizgilerle birlikte duygu ve düşünce yüklü sesler de duyarsınız. Onun resimlerindeki gözler, yüzler, ağızlar ve kulakların yerinde statik şekilde durduğu pek nadirdir.
Sanat araçları içinde, alışmaya başladığımız ifadelerden biri de “enstrümanı konuşturmak” deyimidir. Piyanoyu, kemanı veya gitarı, bağlamayı konuşturmak biçiminde kullanılan ifadelerle sıklıkla karşılaşırız. Yani sanat aracının konuşması değil de konuşturulmasıdır asıl konu. Enstrümandan ziyade onu yaratıcı tarzda kullanabilen sanatçıya vurgu vardır bu açıklamada. Buna benzetilerek Oruçoğlu’nun, resmi aynı zamanda konuşturduğu ileri sürülebilir. Zira onun tabloları yalnızca izlenen değil, izleyiciye seslenen, izleyiciyle konuşan resimlerdir de.
Oruçoğlu’nun oldum olası resimlerinde bir konu zenginliği söz konusudur. Konu zenginliğini, sanatçının perspektifindeki genişliğe bağlamak zor değildir. Sanatçı/ressam, yaşam alanını küçük bir köy değil de sonsuzluklar içindeki bir evren olarak betimliyorsa konu çeşitliliğine ilgisiz kalamaz. Oruçoğlu’nun resimlerindeki bu çeşitliliğe de işte bakışındaki anılan perspektif genişliği imkan vermektedir. Keçiden, at ve eşeğe, envai çeşit insan figürlerinden, elbette ki üretim alanlarına, oralarda insanlığın zenginliğini yaratanlara dek bu çeşitlilik, kendine mekan bulur. Tablolarda kendilerine yer bulan tüm bu unsurların, canlı cansız, insan hayvan olsun izleyiciyle konuşur gibi resmedilmeleri Oruçoğlu’nun özgünlüğüyle açıklanabilir.
Oruçoğlu’nun resimlerini dikkatli izleyenler, bu resimlerin izleyiciye şöyle seslendiğini duyacaklardır: “Resim yalnızca resim değildir”. Resim sanatı; şiirin, müziğin, edebiyatın, heykelin, tiyatronun, operanın renklerle, çizgilerle, figürlerle tuvale yansımasıdır. Dolayısıyla anılan sanat disiplinleriyle ittifak etmiş ressam her zaman gerçeğe ilk temas eden kimse olacaktır. Olması gerekenin inşası ise gerçeğe temas etmekle başlar. Pek çok büyük ressamın olduğu gibi Oruçoğlu’nun resimleri de, seslenen, konuşan, gülen, gülümseyen resimler olarak, olması gerekeni işaret ederken izleyiciye alışılmadık tatlar, aykırı yollar gösterirken; aynı zamanda izleyicinin saçma (absürt) diyebileceğimiz düşlere dalmasına da neden olur. Bu saçma durumdan rahatsız olmak istemeyenlerin, onun resimlerini izlemek için acele etmemeleri gerekir.
Her resim sanki olumlu ve olumsuz dünyaları bir arada vermek için çizilmiştir. Bu yüzden “diyalektik resim” akımını merak edenler Oruçoğlu’nun kapısını çalabilirler. Belki de yeni bir akımdan söz ediyoruz. Çünkü Oruçoğlu’nu, üsluplara olsun, klasik resim akımlarına olsun sığdırmak zordur. Bruegel’in (17. yüzyıl) seçtiği konulara benzer konular seçtiği gibi fırça teknikleri ve biçimler yaratma yönünden Picasso’dan da (20. yüzyıl) izler bulursunuz. Onun tablolarında akımlar –adeta- birbiriyle mücadele halindedir. Onun resimlerine üslup ve akımlara benzeyen resimler demek yerine “sahibine benzeyen resimler” bile denilebilir.
Oruçoğlu, önceki sergilerden birisine “dünya evimdir” adını vermişti. Evrene dünya düzleminden baktığını söylese de resimlerinde yerelin gücünü görmek zor değildir. Sanatçının romanlarında olduğu gibi resimlerinde de yerel-evrensel diyalektiğini gözlemlemek çoğu kez mümkündür. Sürrealist bir eğilime ilgi duyduğunu ve ayrıca kolaj tekniğine yakınlığını da hatırlamak gerekir. Akrilik, yağlıboya, pastel ve özellikle kendi icadı gibi görünen okalüptüs reçinesinden ürettiği boyalarla resmine özgün bir görünüm kazandırma peşindedir. Onun resimlerini teknik bakımdan (görünüş yönünden) zengin bulmakla birlikte, bu resimlere öz olarak toplumcu diyebiliriz. Yine de Oruçoğlu’nun resimlerindeki derinlik, katmanlılık, renk, ışık ve ses sentezi dikkate alındığında kimilerimize yadırgatıcı gelmekle birlikte “diyalektik toplumcu” diyebiliriz.
Sanatçının eski ve yeni tablolarının izleyiciye sunulacağı sergi, bu kez Kadıköy Barış Manço Kültür Merkezi’nde sanat ve resim severlerin ilgisine sunuluyor. Sergi 1-31 Ekim tarihleri arasında izlenebilir. Oruçoğlu’nun öykü, şiir, destan ve özellikle de romanlarını okumuş izleyiciler için tabloların tanıdık geleceği söylenebilir. Tohum’da, Dersim’de, Nevroz’da, Grizu ve diğer eserlerinde görülenlerin çizgi, renk ve ses düzeyinde de olsa burada da karşımıza çıkacağını göz önünde bulundurmak gerekir. Ana akım resim sanatına alışkın izleyiciler ise bu sergide aklı, alışıldık yargıları, beklentileri tahrik edici birçok duyum-duygu ve düşünceyle karşılaşılma ihtimallerinin olduğunu akılda tutmalıdır. Sözü daha fazla uzatmadan tablolara bırakabiliriz.