BİR ÇOCUĞA ULAŞMAK TÜLAY Tuncaboylu

Muzaffer Oruçoğlu' nu bugünkü aklım ama küçük bir çocuğun bakışıyla anlatmak istiyorum.Altmışlı yılların sonları, yetmişli yılların başı. Gözünüzde canlandırın, okumaya korkunç düşkün, dünyaya fazlasıyla meraklı gözlerle bakan küçük bir kız çocuğu. Zihni, aklı zekası sosyalist bir ağabeyin ve onun arkadaşlarının yanında şekillenerek büyüyor ve o ağabeylerin her biri onun için bir idol.

Tam o sıralarda İbrahim Kaypakkaya, Muzaffer Oruçoğlu, Deniz Gezmiş, Mahir Çayan dillerden düşmüyor, isimleri rüzgar gibi kulaklara ulaşıyor. Söylentilerin neresi doğru, neresi tevatür, neresi yanlış bilmiyorum ki?..
Her ağızdan bir başka ses, her ağızdan bir başka anlatım. Bildiğim tek şey haklarında söylenen her söze kayıtsız şartsız inandığımdır. Onlar benim kahramanlarım. Benim kahramanlarım her şeyin üstesinden gelir. Onlar ülkemizi, dünyamızı adaletsizlik, haksızlık, ve yanlışlardan kurtarmak için savaşıyorlar. Sonunda bu savaş hep haklıların kazandığı romanlar, öyküler, masallar gibi bitecek, kahramanlarım kazanacak.
Mutlaka kazanacak.
Diyorum ya; ufacık bir kız çocuğuyken bile, kahramanlarımın dünyaya, ülkelerine ve insanlara, canlarını vermeyi göze alacak kadar duydukları büyük sevgiyi yüreğimin içinde hissederdim. Ne zor şeydir aslında bir çocuğa bu duyguları yansıtabilmek, aktarabilmek ya da anlatabilmek. Bunu yapabilmek için gerçekten ama gerçekten, bu duyguları yüreğinde, hem de yüreğinin ta içinde yanardağ gibi, güneş gibi, süpernova gibi hissetmeli. Hissetmeli ki karşındaki yüreğe ulaşılabilmeli. İşte benim kahramanlarımın yüreklerinde yanan bu ateş yıllardır hiç sönmeden hepimize böyle aktarıldı.
O yüzden isimleri hala dillerde bayrak, yüreklerde sevda olarak dolaşmakta…
Yıllar sonra Muzaffer Oruçoğlu'nun kitaplarını, şiirlerini okudum. Boğazım düğümlendi, beynim uğuldadı, yüreğim yangın yerine döndü. Benim kahramanlarım ne büyük acılardan, ne devasa zorluklardan geçmiş... Duyduklarımız, okuduklarımız onların yaşadıklarının yanında miskal-i zerre kadarmış. O güzel yüreklerinde ne çok acı biriktirmişler. O güzel bedenleri ne yangınlardan geçmiş. Büyüdükçe daha çok anladım olanları. Okudukça zihnim o günlerde yaşananları bana tüm hücrelerime dek yeniden yaşattı.
Kalk ey ruhum parçala tabutunu
Mısralarında yüreğim titredi. Ruhun tabutunu parçalaması mı? Bunun hissettirdiğini hangi dil anlatabilir?
Ben nasıl anlatayım?
Devrimci ruhunun ölümden sonra bile savaşacağını bir insan iki kelimeyle başka nasıl anlatabilir? Ruhunda taşıdığı haksızlığa karşı mücadele etme gücünün sonsuza dek süreceğini başka nasıl ifade edebilir?
Deryadan su vermeyene.
Derya verilir mi
Ölümü göze almayan, hak edilene kavuşamaz demek bu kadar naif anlatılabilir ancak.
Daha çetin günler için.
Pişeceğiz
Acı çekeceğiz amma
Çelikleşeceğiz.
Burada ne olursa olsun, savaşmaktan vazgeçmeyeceğine söz verilişinin sessiz yemini için ne denilebilir? Söylenecek olan o dört satırda fazlasıyla söylenmiş. Bana düşen o satırları okurken gözyaşlarıma engel olmaya çalışmak sadece.
Tek bir şiirin üç beş mısrasında bunları yazan birinin, başka insanlara yansıttığı sıcaklığa ve güvene şaşırıyor muyum? Hayır şaşırmıyorum. Küçücük bir kız çocuğu iken de şaşırmadım. Şimdi de.
Boşuna kahramanım olarak seçmemişim. Çocuk yüreğim, gerçek kahramanın, kahramanlığın kim olduğunu, nasıl olduğunu biliyormuş. Hem de kuşkusuz biliyormuş.
ÇÜNKÜ ÇOCUKLAR GERÇEKLERİ BİLİR..
İnançtır bu
Tanı yavrum
Sevdadır pırıl pırıl
Demire tırnakla
Duvara kanla yazılır.
O demire tırnaklarınla, duvara kanınla yazdığın inancını belki hiç bilmiyordun ama yüreğime aşıladın. Devrim ateşiyle yanan yüreğinin önünde saygıyla eğilir, tüm devrimci içtenliğimle o güzel yüreğinden öperim.