BİR BAŞKALDIRI MESELİ:DERSİM Pervin SÜHA

Dersim İsyanı’nın öncesi, isyan yılları ve sonraki yılları anlatan bir roman bu. Bir yandan da bize Dersimli bir ihtiyarın yarı Zazaca yarı Türkçe anlattığı bir mesel gibi.

02.09.2016 PERVİN SÜHA
Muzaffer Oruçoğlu
Yıllardır Türkiye’den uzakta olmasına rağmen Türkçeyle ve edebiyatla bağını koparmayan, aksine bu bağı kuvvetlendiren Muzaffer Oruçoğlu’nun ölümsüz eserler arasında sayabileceğimiz ‘Dersim’ romanının beklenen yeni baskısı yapıldı.Yakın dönem devrimci siyasi tarihinin en önemli isimlerinden olan Oruçoğlu, hukuki ve siyasi sebeplerle Türkiye’ye yıllardır dönemiyor. Oruçoğlu’nun ‘Dersim’, ‘Newroz’, ‘Grizu’, ‘Tohum’ romanları ise bir kuşağa acı, umut, direnme isteği, mağlubiyet hazzı ve ezası yaşattıktan sonra yeni bir kuşağı daha kendine bağlıyor. Bu çerçevede Muzaffer Oruçoğlu’nun tüm eserlerini yayımlayacağını açıklayan Belge Yayınları önemli bir göreve soyunmuş görünüyor. Bundan önce genellikle yazım ve basım kusurlarıyla yayımlanan Oruçoğlu romanları bu kez hak ettiği özene şimdilik ‘Dersim’ özelinde kavuşmuş görünüyor.Dersim İsyanı’nın lirik-epik romanı‘Dersim’, adının da vaad ettiği gibi Dersim İsyanı’nın öncesi, isyan yılları ve isyandan sonraki yılları anlatan bir roman. Roman olmakla beraber sanki bize Dersimli bir ihtiyarın yarı Zazaca yarı Türkçe anlattığı bir mesel gibi. Silahşorların, ölü soyucuların, uçurum geyiklerinin, ihanet ve direnişin ateş ocaklarında dövülen kelimelerin romanı ‘Dersim’. Düş ile gerçeğin yarı belirgin bir ufukta kesişmesiyle iç içe geçen dün ve yarın, hayal ve umut, hakikat ve kabulleniş ‘Dersim’in tek bir merkeze oturmayan, yatak değiştiren odağını (odaklarını) oluşturuyor. Romanda tarih ile Dersim Kızılbaşlarının mitolojisi, devlet erki ile onun karşısına dikilirken bir başkasını ezen dar iktidar odakları, birbirlerini iterek bazen de kendine doğru çekerek okuru şaşırtıyor.Muzaffer Oruçoğlu aslen Dersimli değil ama yörenin o dönem için (bir ölçüde bugün bile) yalıtılmış kültürüne hâkimiyeti dikkat çekici. Yerel söyleyişlerin ve Zazacanın yerli yerinde kullanılışı, yörenin sözel tarihine olan ilgi ve sözlü edebiyata yatkınlık romanı çekici kılıyor. Bunun da ötesinde doğanın bir parçası gibi yaşayan, kendini pepug kuşu, dağ keçisi ve kara yılandan farklı görmeyen, inançlarına da sızmış doğa aşkının var ettiği Dersim’i ve Dersimliyi anlatırken Oruçoğlu hiç zorlanmıyor. Aynı zamanda ressam olan Oruçoğlu’nun renklerle kurduğu dünya göz kamaştırırken dile olan hâkimiyeti de romanın bir başka yüz akı. Dersim İsyanı’nın ve devletin haşin cevabının toplumsal nedenleri, aşiretler arası kavgalar, iç ihanetler, iktidar ve ikbal hırsı gibi kara duyguların ele alındığı bölümler de romanın bir başka kuvvetli ve acı tarafı.Kara inatlar, sadakat ve ihanetlerle örülü roman, belgelerin yalanlamayacağı ama işaret de edemeyeceği gölgelere dokunarak ortaya çıkarılmış. Seyyit Rıza ve yoldaşlarının efsanevi direnişi romanın geçtiği döneme ışık tutmakla kalmıyor, günümüz dünyası için de ipuçları veriyor. “Dik durmak insanın yağmalanamayacak en büyük sermayesidir” diyenlerin bugüne dair de söylenecek sözleri olduğunu hatırlayarak Seyyit’in mahkemeye çıkmadan önce başta oğlu olmak üzere beraberindekilere söylediği sözleri hatırlatmak belki de romanın yerine getirdiği bir ödev olarak beliriyor: “Burada her şeyi yapın ama yalvarmayın. Bizim her yalvarışımızda bir zalim hortluyor.”‘Dersim’, söze ve insana değer vermenin huzurunu, barışa ve farklılığa duyulan ihtiyacın hiç dinmediğini, doğadan kopan insanın acısı, tarihin acı sayfalarını hatırlarken yaşanan gizli hürmet duygusunu okura yaşatmayı başarıyor. Bunu yaparken de yazarın zaman zaman koyu kuytularda dolaşan, zaman zaman gün aydınlığında yıkanan dilinden güç alıyor.
DERSİM
Muzaffer Oruçoğlu 
Belge Yayınları, 2016
552 sayfa, 35 TL.